1967 Moda Sahili: Sonbahar Rüzgarına Savrulan Çay Kokusu
İstanbul, 1967 yılının o hırçın Ekim ayını karşılarken, Moda sahiline inen yokuşta rüzgar, asırlık çınarların sararmış yapraklarını acımasızca savuruyordu. Gökyüzü, yaklaşan ayrılığın habercisi gibi kurşuni bir renge bürünmüştü. Deniz, öfkeli dalgalarıyla kıyıyı döverken, ahşap sandalyeleri ve tahta masalarıyla meşhur o küçük çay bahçesinde sadece birkaç masada müşteri vardı. Selim, rüzgarın içine işleyen soğuğuna inat, yakası aşınmış öğrenci paltosuna sarınmış, gözlerini ufuktaki sisli adalara dikmişti. İnce belli bardaktaki çayı çoktan soğumuş, şekeri erimeden dibine çökmüştü.
Az sonra, taşlık yolda topuklu ayakkabılarının o zarif ve telaşlı sesi duyuldu. Belgin geliyordu. Üzerinde babasının geçen kış Paris’ten getirttiği o krem rengi kaşmir kabanı, boynunda ise ipek bir fular vardı. Yüzü, rüzgardan değil ama taşıdığı o ağır yükten dolayı solgundu. Selim ayağa kalktı, sandalyeyi çekti. İki genç, aralarındaki o sessiz ve derin sevdaya rağmen, sanki yabancı iki ruh gibi karşılıklı oturdular. Çay bahçesinin yaşlı garsonu, masaya iki taze çay bırakıp sessizce uzaklaştı.
"Çok mu beklettin?" diye fısıldadı Belgin. Sesi, martıların çığlığı arasında zar zor duyuluyordu.
"Bir ömür beklerim, biliyorsun," dedi Selim. Dudaklarında buruk bir tebessüm vardı ama gözlerindeki karanlık her şeyi ele veriyordu. "Ama yüzündeki bu hüzün... Sadece rüzgardan değil, anlıyorum. Ne oldu?"
Belgin, titreyen parmaklarıyla çay bardağını kavradı ama içmedi. Gözlerini Selim’in o güven veren, telaşsız yüzünden kaçırıp masadaki ahşap oyuklara dikti. "Babam..." dedi yutkunarak. "Kararını vermiş Selim. Biletleri bile ayarlatmış. İsviçre’ye, Lozan’a gönderiyor beni. Eğitimim içinmiş... Orada bir ailenin yanında kalacakmışım, her şeyim hazırmış."
Bu sözler, masanın ortasına düşen pimi çekilmiş bir el bombası gibiydi. Selim’in parmakları, çay kaşığına doğru uzandı ama dokunamadan havada asılı kaldı. Bir hukuk fakültesi öğrencisiydi o; ceplerinde ideallerinden ve Belgin’e duyduğu o saf aşktan başka hiçbir şeyi yoktu. Belgin’in babasının o devasa fabrikaları, yüksek duvarlı köşkleri ve paranın satın alabileceği gelecek planları, şu an Moda sahiline vuran o hırçın dalgalar gibi üzerlerine çöküyordu.
"Ne zaman?" diye sordu Selim, sesini düz tutmaya çalışarak.
"İki hafta sonra," dedi Belgin. Gözünden süzülen tek bir damla yaş, krem rengi kabanının yakasına düşüp kayboldu. "Selim, ben gitmek istemiyorum. O soğuk şehri, o tanımadığım insanları istemiyorum. Ben sadece bu masada, seninle karşılıklı çay içtiğim bu hayatı istiyorum."
Selim, derin bir iç çekti. Ellerini masanın üzerinden uzatıp, Belgin’in o narin, soğuktan donmuş ellerini avuçlarının arasına aldı. "Belgin’im... Benim sana sunabileceğim tek şey, şu fakülte bitene kadar geçecek zor yıllar ve sonrasında belki iki göz bir odalı, sobalı bir ev. Baban haklı kendi dünyasında. Senin o ipek fularını, bu derme çatma çay bahçesinde değil, şık salonlarda görmek istiyor."
"Ben o salonlarda nefes alamam ki," diyerek hıçkırdı Belgin.
"Alacaksın," dedi Selim, yutkunmakta zorlanarak. "Zamanla o salonların havasına alışacaksın. Oysa burada kalsan, benim yoksulluğum senin o güzel ruhunu gün be gün solduracak. Babana karşı çıkamam Belgin. Çünkü ona karşı çıkmak, senin geleceğini çalmak olur."
Sonbahar rüzgarı şiddetini artırdı, masadaki ince belli bardakları titretti. İkisi de sustu. Boğazdan geçen şehir hatları vapurunun o acı düdüğü, konuşamadıkları tüm kelimelerin yerine çaldı. O gün o ahşap masada, İsviçre'ye kesilmiş bir biletin gölgesinde, 1967 yılının Ekim rüzgarına karışıp giden sadece sararmış yapraklar değildi; aralarındaki o masum, o tertemiz sevda da yavaş yavaş ellerinden kayıp gidiyordu. Çayları buz gibi olmuştu ama ikisinin de umrunda değildi. Ayrılık, Moda sahilinin o soğuk sularından süzülüp, çoktan masalarına oturmuştu bile.
Mühürlü Bir Not: Bazen en büyük sevda, sevdiğinin iyiliği için onun gidişini omuzlarında bir yük gibi taşımayı kabul etmektir. Sahi, vazgeçmek mi daha büyüktür aşıkken, yoksa her şeye rağmen direnmek mi?
Bu hikayeyi instagram 'da dinleyebilirsin : https://www.instagram.com/reels/DWuYbBODKiC/




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder