05 Nisan 2026

Foça Rüzgarında Dağılan Yaz Aşkı

1998 Foça: Tuzlu Sularda Başlayıp Güz Rüzgarında Dağılan Bir Yaz Aşkı

1998 yılının o kavurucu Ağustos sıcağında, Eski Foça’nın dar taş sokakları ve sardunya kokulu pencereleri, şehirden kaçan yorgun ruhları ağırlıyordu. Ege’nin o meşhur, ürpertici derecede serin suları, sadece tenleri değil, gençlik sancılarını da yatıştırmak için oradaydı. 

Foça Rüzgarında Dağılan Yaz Aşkı

Zeynep, 22 yaşında, İstanbul’un o boğucu kalabalığından ve yaklaşan zorlu hukuk fakültesi son sınıfının ağırlığından kaçıp kız arkadaşlarıyla buraya sığınmıştı. Mert ise 23 yaşında, Ankara’nın gri ve ciddi havasını geride bırakıp, öğretmenlik fakültesinin son senesine girmeden önce arkadaşlarıyla Ege’ye, bambaşka bir pansiyona kamp kurmuştu. İkisinin de dünyaları, hayalleri ve yürüyecekleri yollar birbirinden tamamen farklıydı. Ta ki o rüzgarlı öğleden sonraya kadar.

Eski Foça Küçük Deniz ’in kalabalık plajında, Ege’nin deli dolu rüzgarı Zeynep’in hasır şapkasını havalandırıp birkaç metre öteye, Mert’in şezlongunun tam kenarına savurduğunda başladı her şey. Mert şapkayı alıp uzattığında, birbirlerinin gözlerine değdikleri o ilk an, 10 günlük o amansız rüzgarın da habercisiydi.

Foça Rüzgarında Dağılan Yaz Aşkı

Farklı otellerde kalıyor, farklı arkadaş gruplarıyla denize iniyorlardı ama Foça’nın o küçük meydanı, dondurmacıları ve Siren Kayalıkları ’na vuran dalgaları onları sürekli bir araya getiriyordu. Birkaç gün içinde arkadaş grupları kaynaştı, ancak Zeynep ve Mert o kalabalığın içinde sadece birbirlerini duyar oldular. Gündüzleri tuzlu suların içinde şakalaşıyor, akşamları ise Foça’nın meşhur yel değirmenlerine çıkıp batan güneşi izliyorlardı. O on gün, sanki zamanın dışına çıkılmış, gerçek dünyadan yalıtılmış bir rüyaydı. Sorumluluklar, yaklaşan sınavlar, İstanbul’un kaosu ya da Ankara’nın bürokratik soğukluğu o sahilde yoktu. Sadece kum, güneş ve birbirlerinin gülüşü vardı.

Ayrılık vakti gelip çattığında, Foça otogarının o tozlu zemininde dururken ikisi de o meşhur yaz aşkı yanılgısına sımsıkı tutunmuştu. Yaz aşklarının geçici olduğuna, o sahil kasabasının sınırlarını aşamayacağına inanmayı reddettiler. Mert, Zeynep’in ellerini sıkıca tutarak, "Ankara ile İstanbul arası sadece altı saat," dedi. "Bu bitecek bir arkadaşlık değil. Söz veriyorum, sonbaharda o kampüs kapısında beni beklerken bulacaksın." Zeynep de aynı inançla başını salladı. Birbirlerine o 10 günün ebediyetine inandırarak, farklı otobüslere binip zıt yönlere doğru yola çıktılar.

Foça Rüzgarında Dağılan Yaz Aşkı

Fakat Eylül kapıyı çaldığında, rüya bitti ve hayatın o acımasız gerçeği başladı. Zeynep, İstanbul’un yağmurlu sabahlarında, ağır ceza kitaplarının arasına gömüldü; Mert ise Ankara’nın yavaş yavaş ayazı hissettiren sokaklarında, staj yapacağı okulların telaşına düştü. Şehirlerin gürültüsü, Foça’nın dalga seslerini çoktan yutmuştu.

Foça Rüzgarında Dağılan Yaz Aşkı

İlk hafta, ankesörlü telefonlardan birbirlerini iki kez aradılar. "Foça’yı ne çok özledim," diye başladılar söze, ama cümleler uzadıkça aradaki mesafenin soğukluğu tellere yansıdı. Üçüncü aramada, ikisinin de anlatacak ortak bir anısı kalmamıştı; sadece "nasılsın, dersler nasıl" gibi yabancılaşmış, resmi kelimeler döküldü dudaklarından. Sonra bir daha hiç konuşmadılar. Ne Mert İstanbul’a gitti, ne Zeynep Ankara otobüsüne bindi.

Zamanla anladılar ki; geçici sevdalar, gücünü o tatil beldesinin büyüsünden, güneşin kaygısızlığından alırdı. Şehrin gerçekliği ve kışın ağırlığı çöktüğünde, o büyülü hisler denizin üzerinde kalan ince bir köpük gibi dağılıp yok olmaya mahkumdu. Onlar birbirlerini değil, aslında o on günlük kaygısızlık halini sevmişlerdi. 1998 yılının o yazından geriye sadece, yıllar sonra bir çekmece dibinde bulunacak, arkasında "Foça - Yel Değirmenleri" yazan solmuş bir fotoğraf karesi kaldı.

Foça Rüzgarında Dağılan Yaz Aşkı


Mühürlü Bir Not: Bazı aşklar sadece güneşte yaşar, yağmur damlası değdiği an eriyip gider. Sahilde verilen sözlerin, şehre dönüldüğünde hükmünü yitirmesi, o duygunun yalan olmasından mı, yoksa yazın o eşsiz sarhoşluğundan mıdır?

2 yorum:

  1. Mühürlü Bir Not: Bazı aşklar sadece güneşte yaşar, yağmur damlası değdiği an eriyip gider. Sahilde verilen sözlerin, şehre dönüldüğünde hükmünü yitirmesi, o duygunun yalan olmasından mı, yoksa yazın o eşsiz sarhoşluğundan mıdır?

    YanıtlaSil
  2. 💘👏 Teşekkkürler

    YanıtlaSil

Mühürlü Bir Not Bırak! 📌