Bir Konağın Sessiz Vedası

Ihlamur Kokulu Ayrılıklar: Bir Konağın Sessiz Vedası

İstanbul’un o meşhur, yokuşlu sokaklarından birinde, ahşap kepenkleri yorgunluktan sarkmış, dış cephesi hatıraların ağırlığıyla çatlamış eski bir konak yükselirdi. Bahçesindeki dev ıhlamur ağacı, semtin tüm dertlerini dinlemiş bir bilge gibi göğe uzanırdı. Ancak o sonbahar, ıhlamur ağacının dallarından dökülen sadece yapraklar değildi; sanki zamanın kendisi, bir sevdanın bitişini ilan edercesine toprağa düşüyordu. Eski İstanbul aşkları, işte bu konağın serin sofalarında, gümüş tepsilerde sunulan hüzünlü birer hikaye gibi demlenirdi.

Ihlamur Kokulu Ayrılıklar: Bir Konağın Sessiz Vedası

Sonbaharın Hüznü ve İlk Koku

Kenan, konağın geniş salonunda, elinde bir valizle duruyordu. Karşısında ise bakışlarını yerdeki desenli kilimden ayırmayan Münevver vardı. Havada, dışarıdaki sağanak yağmurun toprakla buluşmasından doğan o keskin koku ve bahçedeki ağacın son demlerini yaşayan ıhlamur kokusu birbirine karışmıştı. Hüzünlü ayrılık hikayeleri, genellikle büyük gürültülerle değil, böyle derin ve sarsıcı bir sessizlikle başlardı.

Kenan, titreyen sesiyle sessizliği böldü:

"Münevver, bu konaktan sadece ben gitmiyorum. Bu odaların her köşesine sinmiş olan ortak geçmişimizi, her sabah içtiğimiz o ıhlamur çayının buğusunu ve sana yazdığım her dizeyi de yanımda götürüyorum. Gitmek, sadece bir şehri terk etmek değilmiş; gitmek, kendi ruhunu bir eşikte bırakıp çıkmakmış."

Edebiyatın Sığınağında Bir Veda

Münevver, yavaşça başını kaldırdı. Gözleri, edebiyatın en acı mısralarını barındıran birer kitap gibi derin ve kederliydi. O, edebiyat odaklı bir sevdanın kadınıydı; duygularını feryat figan değil, kelimeleri birer birer yüreğine gömerek yaşardı. Konağın kütüphanesindeki tozlu kitaplar, yıllarca onların fısıltılarına şahitlik etmişti. Şimdiyse o kitaplar, bir veda sahnesinin dilsiz şahitleriydi.

"Git Kenan," dedi Münevver. "Ama şunu bil ki; bu bahçedeki ıhlamur ağacı her çiçek açtığında, rüzgar bu sokağa her estiğinde, kokusu seni bulacak. Bizim hikayemiz, yarım kalmış bir romanın en can alıcı sayfasında mühürlendi. Belki kavuşamadık ama biz, edebiyatın o ölümsüz ikliminde, hiçbir ayrılığın bozamayacağı bir kafiye olduk."

Ihlamur Kokulu Ayrılıklar: Bir Konağın Sessiz Vedası

Bir Dönemin Kapanışı ve Mühürlü Kalanlar

Kenan, konağın ağır meşe kapısını arkasından çekerken, dışarıda İstanbul’un o gri, melankolik havası karşıladı onu. Ayaklarının altında ezilen sarı yapraklar, bir zamanlar bu konakta verilen sözlerin, edilen yeminlerin fısıltısı gibiydi. Sonbaharın hüznü, şehri tamamen ele geçirmişti. O andan itibaren bu konak, sadece bir yapı değil; içine bir sevdanın gömüldüğü koca bir türbe haline gelmişti.

Yıllar geçse de, o sokağın köşesinden geçenler, rüzgarın taşıdığı o hafif ıhlamur kokusunda hep bir ayrılık esintisi hissedeceklerdi. İnsanlar değişecek, binalar yıkılacak ama Kenan ile Münevver’in o yağmurlu günde birbirlerine bıraktıkları o edebi veda, "Mühürlü Hatıralar"ın en kıymetli sayfası olarak kalacaktı. Çünkü gerçek bir sevda, kavuşunca biter; oysa veda, o sevdayı sonsuz kılar.

Ihlamur Kokulu Ayrılıklar: Bir Konağın Sessiz Vedası


Mühürlü Bir Not:

Bazı vedalar, insanın ruhuna ıhlamur kokusu gibi siner; üzerinden yıllar geçse de bir rüzgarla yeniden canlanır. Sizin hayatınızda, her mevsim dönüşünde kalbinizi sızlatan o koku hangi hatıraya ait?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder